İsveç korona krizine karşı neden farklı bir yol izliyor?

1967 yılında felsefeci Philippa Foot tarafından ortaya atılan 'Taramvay İkilemi' diye bir ahlaki düşünce deneyi var?

Bu deney Expressen gazetesinde İsveç'in koronavirüs krizinde izlediği 'Sürü bağışıklığı'' modeline uygun olarak tartışmaya açılmış.

Deney aşağı yukarı şöyle:

Bir tramvay rayının yanında durduğunuzu hayal edin. Uzakta, kontrolden çıkmış bir tramvay, içinde beş yaşlı işçi ile hızla tepe aşağı gidiyor. Sizin olduğunuz bir bölgede tramvayı makas değiştirip durduracak bir kaldıraç var. Fakat siz kaldıracı çektiğinizde diğer raylarda ayağı sıkışmış iki çocuk babası genç bir işçi var. Tramvay onu ezip geçecek.

Şimdi siz kaldıracı indirip, beş yaşlı işçinin kurtulmasına mı vesile olursunuz? Yoksa, iki çocuk babası genç işçiyi mi kurtarırsınız?

Aslında bu deney; insanın değer yargıları ile materyalist düşüncesi arasındaki duracağı noktada vicdan muhasebesi yapmasına neden oluyor.

Bence bunu korona krizine bağlayarak İsveç modeli ile karşılaştırmak saçma olmuş.

Zira Kovid 19 pandemisi gençler ile yaşlılar arasında bir tercih yapılması gereken bu kadar keskin bir ölümlü hastalık değil.

Sonuçta krize karşı ülkenin kaynaklarını en iyi şekilde kullanıp hızlı ve kararlı adım atmasına bağlı.

Gazetenin tartışmasında şöyle mantıklı bir tablo da çizilmiş:

''İsveç 200 yıldır savaşmayan bir devlet. Savaşın yanında devrim yok, büyük toplumsal ayaklanmalar yok. Bu zamanın içinde insanlar arasında ya da farklı gruplar arasında varoluş çatışması yok. Bu da İsveç'i krizler karşısında hantal bir yapıya dönüştürmüş. Anında karar verip farklı yollar izleyemiyor''

Yakın zamanda yaşadığımız şöyle bir örnekle bunu size açıklamaya çalışıyım.

Efsane futbolcu Zlatan İbrahimoviç'in heykeli, yetiştiği kulüp Malmö'nün stadının yanına dikildi. Geçen sene 10 bin Malmö taraftarının katılımıyla heykel şölen havasında açıldı.

Açılıştan 3 ay sonra İbrahimoviç, Malmö'nün ezeli rakibi Stockholm takımı Hammarby'nin hisselerinin yüzde 50'sini satın aldı. Bu da Malmö taraftarını çok kızdırdı ve akşam İbrahimoviç'in heykelini kundakladılar.

Heykelin kundaklanmasından sonra onarımı ve bakımı yaklaşık 500 bin kronu buluyor.

Olayın ardından sosyal medyada İsveç'e sonradan yerleşen göçmenlerden bir kaçının yorumu şöyleydi. ''Heykeli Malmö Stadının önünden kaldırın yoksa, siz tamir ettikçe yeniden saldırı olur''

Basit ve fazla düşünmeden kolayca aktarılan pratik bir çözüm önerisi. Hem heykeli saldırıdan kurtaracaksın hem de maddi açıdan belediyenin bütçesini.

Ama Malmö Belediyesi'nden heykelin onarılıp yeniden yerine konması kararı çıktı. Onlar onardı, taraftar saldırdı, tam bu durum 3. kez tekrarlandı. Malmö Belediyesi heykele o kadar masraf yaptıktan sonra geçen hafta heykeli stadın yanından kaldırarak farklı bir bölgeye taşıma kararı aldı. Bu kararı almaları 6 ay sürdü.

Tamam İsveç sakin bir şekilde konuşa konuşa 10 dakikaya bir kahve molası vere vere bir refah sistemi geliştirdi. Bu durum, arada bir 3. dünya ülkelerinden gelen göçmenlerin pratik zekasına da başvurmaması için bir gerekçe değil.

Zira, göçmenler daha problemli bir ortamda büyüdükleri için, sorunlara karşı koyma içgüdüleri çok gelişmiştir. Buna siz ''koronavirüse karşı antikor da' diyebilirsiniz.

YORUM EKLE

banner6