banner146

İsveç'te Metoo

banner54

Kadına yönelik istismarın dünyayı küresel çapta sarstığı ve sonrasında ortaya çıkan #MeToo hareketi ile ilgili oldukça önemli bir yazı kaleme alan Gülderen Sonsuz Başer, İsveç'te #MeToo hareketinin etkinliğine dikkat çekti. Gülderen Sonsuz Başer'in kaleme aldığı okunmaya değer çalışması şöyle;

İsveç'te Metoo

Amerika’da bazı sinema ve TV yönetmenlerinin cinsel taciz ve şiddetine maruz kalan aktrislerin açıklamalarıyla başlayan #MeToo hareketi kısa sürede Avrupa’ya sıçradı. Özellikle İsveç’te çığ gibi yayılarak toplumun hemen tüm kesimlerinde yankı buldu. 


Önce TV programcıları, film yönetmenleri ve büyük günlük gazete yöneticileriyle başlayan hareket, kısa sürede siyasi partileri (Sosyal Demokrat Parti, Sol Parti, Çevre Partisi, İsveç Demokratları, vb.), başta Sosyal Demokrat Parlamento başkanı olmak üzere İsveç parlamentosunu, milletvekillerini, Belediye başkanlarını, yargı ve polis teşkilatlarını, bürokratları, üniversiteleri, kilise ve dini vakıfları ablukaya aldı. Peş peşe açılan soruşturmalarda pek çok “makam mevki sahibi” istifa etmek, görevinden ayrılmak zorunda kaldı. 

En büyük darbeyi de İsveç’in dünya üzerindeki cirminden büyük ve haklı itibarının ana kaynaklarından biri olan İsveç Akademisi aldı. İsveç Akademisi, bildiğiniz gibi, her yıl tüm dünyada heyecanla beklenen bilim, kültür, ekonomi ve edebiyat gibi dallarda Nobel ödülleri veren kuruluştur. 

Açılan soruşturmalar Akademi üyeleri ve yakın çevrelerinin Akademiyi nasıl kendi çıkarları doğrultusunda kullandıklarını, bilim, kültür ve edebiyat alanında verilen maddi ve manevi her türlü yardım ve teşvikin nasıl cinsel tacizle kirlendiğini tüm çıplaklığıyla ortaya koydu. Cinsel tacize, aşağılanmaya izin vermeyen kadınlar cezalandırılmış, bilim ve sanat alemine giriş yolları kapatılmış. O saygın profesörlerin, yazarların, bilim adamlarının, kontrol ettikleri güç ve iktidar mekanizmalarıyla birlikte fiilen ve ahlaken nasıl kirlendiklerini gösteren sayısız açıklama geldi.   

İsveç toplumunda bu zamana kadar aslında bilinen ama bir anlamda yok sayılan erkek-egemen kültürün ortaya dökülmesi demekti bu. Öyle anlaşılıyor ki, genel demokratik, liberal standartlar, temel hak ve özgürlükler, güçlü sosyal demokrat gelenek, sendikalar, işçi hakları, cinsel özgürlükler, vb.,  gibi temel yerleşik kurumlar araçlaştırılmış ve elitler elinde bu durumu perdeleyen bir işlev de görmüşler.

Bu arada esas olarak göçmen-sol-seküler kesimlerde hâkim olan ve onların etkisiyle de son yıllarda sadece ırkçı partiyi (“İsveç Demokratları”) değil aynı zamanda sol/sosyal demokrat çevreleri de güçlü bir şekilde etkisi altına alan İslamofobik takıntıların sert bir hakikat kayasına çarpışına da tanık oluyoruz. Bu takıntılı çevreler, şimdiye kadar, dünyamızda erkek kültürünün bir parçası olan kadına karşı şiddet, ayrımcılık, cinsel taciz ve istismar vakalarını teoride genel, evrensel bir sorun olarak görseler bile, pratikte, bu “aşağı” insanlık hallerini esas olarak yoksul ve göçmenlere, özellikle de Müslümanlara yükleyerek, eleştirilerinin odağına Müslümanları koyarak hakikatin etrafından dolaşmayı başarıyorlardı. 

O yüzden #MeToo, kimi bilinen “feminist” simaları şoka soktu. Türk, Kürt, İranlı, Arap, Asyalı, Afrikalı solcu/sosyalist/feminist kadınlar ve erkekler, şimdiye kadar hakkaniyetli eleştirinin sınırlarını aşarak, özellikle İslam’da kadının maruz kaldığı ayrımcılık, taciz ve şiddet üzerine kurdukları güvenli “feminist” söylemleriyle kala kaldılar. 

Mesela bir dönem Sosyal Demokrat Partide kadın kolları başkanlığı yapmış, halen de etkili bir siyasetçi olan Türkiye göçmeni bir kadın, İsveç’te hızla yayılan #MeToo hareketinde mağdur kız kardeşlerine destek vermek yerine, yaşadığı derin hayal kırıklığıyla “Ama bu kadar da erkeklere saldırılmaz ki” diyor. Modernliğin, demokrasinin, özgürlüğün beşiği bu güzel Batıda nereden çıktı bu diye hayıflanıyorlar, belli ki taciz ve istismar olaylarının “burada” böyle ortaya dökülmesinden acayip taciz olmuşlar. Çünkü şimdiye kadar hep “geri kalmış, yoksul ülkelerin ezik göçmen kadınlarının haklarıyla uğraşıyor, onları “aydınlatmaya” gayret ediyorlardı ve rahattılar.

Bu şaşkın kaotik ortam içerisinde en düzgün tavrı kilise gösterdi. İsveç Kilisesi Kadın Baş Piskoposu Antje Jackelén yaptığı açıklamada şöyle dedi: “Tüm dünya cinsel taciz, istismar ve cinsiyetçilik hikayeleriyle çalkalanıyor. #MeToo hareketi bir devrimin kapısını aralıyor ve miadını çoktan doldurmuş olması gereken bir şiddet, güç, iktidar istismarını ortaya koyuyor. Çeşitli iş kollarında kadınlar birbiri ardına ayağa kalkıyor ve kutsal bir hiddetle haykırıyorlar: Artık yeter.”

Süreç tam hızıyla devam ederken siyaset katında da kayda değer gelişmeler var. Sosyal Demokratların öncülüğünde İsveç parlamentosu, bu vesile ile mevcut yasalarda cinsel suçlarla ilgili komik cezaları yeniden ele alarak daha ağır ve caydırıcı yasalar çıkarmak için harekete geçti.Bu arada teslim edelim ki, #MeToo’nun İsveç’te kısa sürede bu kadar güçlü bir ses getirmesi, İsveçli kız kardeşlerimizin şimdiye kadar bu yolda aslında büyük mesafe kat ettiklerini gösteriyor. Yolları, yolumuz açık olsun.

“Me too” hareketi İsveç’te ve Batı dünyasında nerelere kadar uzanır şu an kestirmek güç ama genel insani/ahlaki değerler temelinde, İslamofobik takıntılardan arınmış, daha uyanık bir erkek-egemen kültür eleştirisine katkıda bulunacağı kesin.

Gülderen Sonsuz Başer
Güncelleme Tarihi: 22 Aralık 2017, 14:11
YORUM EKLE
YORUMLAR
Sera Naz Başer
Sera Naz Başer - 4 ay Önce

Tacize, şiddete, istismara karşı olduğunu yazan bu kadının kendisi tacizcidir, yalancıdır, sahtekârdır. Babama yazdığı cümleleri bir erkek bir kadına yazsa tacizci olur. Bunları bir kadın evli bir erkeğe yazarsa ne olur?
Bu kadın annem varken gizlice evimize girip babamla görüşmeler yapan, benimle “halammış” gibi konuşup beni istismar eden, ailem hakkında gizli dosyalar tutan,
7 yaşımda hayatımı çalıp sonra da “Çocukların hastalıkları, dersleri hiç bitmiyormuş. Şımarık çocuklar anneyi, babayı esir almışlar. Adam sıkılmış, cesurca ayrılmak istemiş” diye uydurma yazılar yazan kadındır.
Gerçekte bütün kocalarını başkalarıyla aldatıp, bir gencin ölümüne neden olan bu kadın,
15 yıl önce 10 Ağustos 2006’da Babama ulaşıp, evli olduğunu bildiği halde O’na;
-“Niye geldin diye sorma. Başka çarem kalmadı. Ben 22 yıldır seni bekliyorum, biz 22 yıl önce seviştik ama ben o sevişmelerimizi hiç unutmadım, sürekli sana ulaşmaya çalışmam da bundan kaynaklanıyor,” diye yazandır. Çareyi evli bir adamın evine gizlice girip ayartmaya çalışmakta arıyor.
Çaresizliği, kocasının aldatıldığını ve soyulduğunu fark edip ondan ayrılmak istemesi ve borçlarına(450bin kron) kaynak bulma arayışlarıdır.
-Benim zorumla bir kaç telefon konuşması olduğunu hatırlıyorum. O zaman oğlun dokuz aylık, kızım da üç aylıktı. O zaman sen cevap vermemiştin.”(Evliyken niye başka erkekleri arar ve zorlar, mutsuzsa neden ayrılmaz, evliliğine devam eder?)İnsani- ahlaki değerleri bunu mu gerektiriyor?
22 yıldır Babamı beklediğini söyleyen bu yazar(!) kadın, sevgilisi Tarık’a yazdığı mektupta da “Bugün çocuklarla pikniğe gittik. Durup dururken olay çıkardım. Gel de eserini gör. İçip içip herkese küfreden bir kadın. Sen iyi bir insansın. Bana nasıl dayandığına şaşıyorum. Seni sevdim. Senden ayrılıyorum. Akşam telefonda görüşürüz.” diye yazıyor.
-“Kardeşimin de sevgilisi var, ikisini birden idare ediyor, ben de senin sevgilin olmak istiyorum ” diye yazıyor!!! Kardeşi de kendisi gibi evli ve Müslüman, yani ikisi de taciz eden tarafında!
Evli olduğu halde, Sat, 26 Aug 2006 04:35:33 +0200 tarihli mailinde Babama “Bir yıl önce resmi olarak boşandım” diye yalan söyleyen kadındır. Oysa boşanma tarihi 25 Eylül 2006 dır.)
“çok kötü şeyler düşünüyorum, kimseyi rahatsız etme, insanların düzenini bozma diyorum. Ama kendime engel olamıyorum.
Sen istersen, bu süreçte zor durumda kalmaman için seninle hiç bir biçimde görüşmem. Ama ben senden vazgeçemem, ben seni bulmuşken bırakamam bunu böylece bil.
Biz birlikte olalım olmayalım, sen bana yazsan yazmasan ben seni hep özleyeceğim, hep seveceğim sakın unutma. Ben sadece senin olmak istiyorum. Her koşulda, herşeye rağmen.
Date: Tue, 12 Sep 2006 21:57:00 +0200
Ertuğrul ben bu saatten sonra sensiz olamam, sensiz yaşayamam. Şu sıralar ve önümüzdeki günler benim gönlüm hep seninle olacak ve her fırsatta birlikte olmak için her şeyi yapacağımdan emin ol.
Ben sadece seni istiyorum, ben sadece Ertuğul'un sevgilisi olmak istiyorum.

“Aslında dört dörtlük bir aile, evlilikleri de dört dörtlükmüş, ama adam bir kadını sevmiş!”
Ne olur beni hiç bırakma, ben seni istesem de bırakamıyorum Senin gülderen
Mon, 25 Sep 2006 07:22:27 +0200
Seni çok seviyorum bunu hiç unutma. Benim herşeyim, erkeğim, birtanem, aşkım seni hiç bırakmak istemiyorum, sen hep benimle olacaksın hayatım.
Date: Tue, 12 Sep 2006 21:57:00 +0200
sen benim artık ayrılmaz bir parçamsın, sensiz bir yaşam düşünemiyorum, senin seçimin ne olursa olsun. Seni dudaklarından çok çok öpüyorum. Senin gülderen
Date: Wed, 13 Sep 2006 21:09:50 +0200
Sana fotoğrafımı yolluyorum. Elinde varsa sen de yolla.
Unutma senin de kaçışın yok, bütün yollar Stockholm'e ya da İstanbul'a çıkacak yakında. Ertuğrul'u hep özleyeceğim, hep dokunacağım, hep öpeceğim o hep benim olacak ve hiç bırakmayacağım. Dudaklarından uzun uzun öpüyorum. Senin gülderen
Date: Tue, 22 Aug 2006 22:25:38 +0200
Sana dokunmak, seninle uyumak birlikte yemek yapmak sonrada delicesine sevişmek istiyorum. Senin gülderen
Wed, 23 Aug 2006 06:24:59 +0200
Canım,sevgilim, bitanem,
Bıyıklarını kesme, Kokuda sürme ben senin çıplak tenini koklamak istiyorum önce. Beni mektupsuz bırakma. senin gülderen
Ertuğrul sadece benim erkeğim, Gülderen de sadece senin kadının.
Ertuğrul aşkım bu kadar tatlı olma olur mu bak kıskanmaya başlayacağım seni, biliyorsun hayatım sen sadece benimsin yaşamda ve ölümde.
Çabuk terk et o evi yakalanacağız”,
“Telefon, mektup, kamera yetmiyor. Biz ne yapacağız?”

Ertuğrul, canım, erkeğim, birtanem, Ne yaptımsa senin şu acını alamadım sevgilim. Yeter üzme kendini bu kadar, düşünmesi bile kötü ama kafamdan bir sürü şey gelip geçiyor. Ne yaptın deli kadın, şimdi daha mı iyi oldu demekten kendimi alamıyorum sevgilim.
“ Bu ülkenin suyumu çıktı bunca sene buralarda ömür tükettin on beş, yirmi seneyi de böylece tüket, yaşlan, kimseyi de rahatsız etme, insanların düzenini bozma diyorum. Ama bu gönüle bir türlü laf anlatamıyorum. Evli bir erkeğe aşık olmak kadar zor bir şey yok derlerdi de inanmazdım… Seni dudaklarından çok çok öpüyorum... senin gülderen
Ben seni sevmekten seninle sevişmekten utanmıyorum ki, ben seninle sevişiyorum ve bundan çok büyük bir haz alıyorum sevgilim.
Ama bir şeyden çok endişe ediyorum, ha bire karamsar tablolar çiziyorsun. bütün bunlar bana nasıl bir “suçluluk psikozu” içinde olduğunu hissettiriyor, çok kötü şeyler düşünüyorum, kimseyi rahatsız etme, insanların düzenini bozma diyorum. Ama kendime engel olamıyorum.
Ve final: Annemle Babam ayrılır.
G.S- “Daha ne duruyorsun orada. Karın çocuklarına bakar. Bundan sonraki yaşamında çocukların varsa ben yokum. Biz hayatımıza, geleceğimize bakacağız”

SIRADAKİ HABER

banner4

banner6