Analiz: Stratejik Körlük

Stratejik Pusula, dört alanda somut öncelikleri içeriyor: Eylem, Güvenlik, Yatırım ve Ortaklar. Sadece AB içinde güvende olmak yetmiyor; Rusya, Ukrayna ve Türkiye gibi stratejik ülkelerin de istikrarlı ve barış içinde olması gerekiyor.

Analiz: Stratejik Körlük

Avrupa Birliği (AB) Haziran 2020'den bu yana hazırlığını yaptığı Stratejik Pusula'nın metnini nihayet 21 Mart 2022'de kabul etti. Pusula, 24-25 Mart 2022 tarihlerinde yapılan Avrupa Birliği Zirvesi'nde de liderler tarafından onaylandı [1]. Liderler Zirvesi'nde, Stratejik Pusula'nın onaylanmasının yanı sıra Rusya'nın saldırganlığı ve enerji konularında önemli kararların alınması, önümüzdeki dönemde AB gündeminin daha çok jeostratejik meseleler olacağını göstermesi açısından önem taşıyor.

Tam adı "Güvenlik ve Savunma İçin Stratejik Bir Pusula: Vatandaşları, Değerleri ve Çıkarlarını Koruyan ve Uluslararası Barış ve Güvenliğe Katkıda Bulunan bir Avrupa Birliği İçin" [2] olan belge, AB'yi 2030'a kadar savunma ve güvenlik alanında "daha iddialı ve daha kararlı bir güvenlik sağlayıcısı" haline getirecek bir yol haritası olarak değerlendirilebilir. Pusula'ya göre AB vakit kaybetmeksizin güvenlik ve savunmaya yönelik tedbirleri uygulamaya koyacak. Bu kapsamda üye devletlerin Avrupa Yatırım Bankası'nın imkanlarından en iyi şekilde yararlanması planlanıyor.

Sadece AB içinde güvende olmak yetmiyor; Rusya, Ukrayna ve Türkiye gibi Avrupa güvenliği için stratejik ülkelerin de istikrarlı ve barış içinde olması gerekiyor.

Stratejik Pusula yaklaşık üç yıl önce Alman ve Fransız diplomatlar tarafından AB gündemine getirildiğinde şüphesiz güvenlik ve savunma açısından bugünkünden çok daha farklı şartlar söz konusuydu. 24 Şubat 2022'de Rusya'nın Ukrayna'yı işgaliyle hem AB hem de Kuzey Atlantik İttifakı (NATO) açısından güvenlik ve savunma denklemleri radikal olarak değişti. Zira AB, Rusya-Ukrayna Savaşı sonrası Stratejik Pusula'yı hızlıca çalışarak daha önce 28 sayfa düşünülen metni 42 sayfa haline getirdi.

Savunma ihtiyacında artış

AB Dış Politika Yüksek Temsilcisi Josef Borell'in açıklamasına göre, periyodik olarak güncellenecek olan tehdit analizi, AB'nin yanı başında yaşanan savaş nedeniyle Birliğin savunma yeteneğinin artırılması ihtiyacına eskisinden daha çok vurgu yapıyor. Belgede; AB'nin karşılaştığı tehditler tanımlanırken Rusya'nın Ukrayna'ya karşı saldırganlığının da hesaba katıldığı görülüyor [3]. Bu bağlamda AB'nin kendine yönelik tehditleri sıraladığı, savunma ve güvenlikte uluslararası ortamın adeta panoramik bir fotoğrafını ortaya koyan Stratejik Pusula, dört alanda somut öncelikleri içeriyor: Eylem, Güvenlik, Yatırım ve Ortaklar.

Eylem başlığı altında 5 bin kişilik Acil Müdahale Kapasitesi'nin oluşturulması, denizde ve karada canlı tatbikatların yapılması, askeri hareketliliğin güçlendirilmesi, Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) operasyonlarına ve misyonlarına sivil ve askeri takviye, daha hızlı ve daha esnek karar alma yapısı öngörülüyor.

AB Stratejik Pusula'sında Türkiye'den adaylık statüsüne sahip bir ülke değil, stratejik partner olarak bahsedilmesi, gerek AB-Türkiye ilişkileri gerekse AB güvenliği açısından dikkat çekici.

Güvenlik alanında hibrit araçlar ve müdahale ekipleri, siber diplomatik araçlar ve siber savunma politikası, yabancı bilgi manipülasyonu ve girişim araçları, güvenlik ve savunma için AB uzay stratejisi, dünya genelinde koordineli denizcilik faaliyetleri ele alınıyor.

Yatırım hususunda savunma harcamaları ve iş birliği için teşvikler, stratejik etkinleştiriciler ve gelecek nesil kapasitesi, stratejik bağımlılıkların azaltılması için yeni teknolojilerin kullanımı öne çıkan konuları oluşturuyor.

Ortaklık konusunda yapılacak eylemler ise global düzeyde başta NATO olmak üzere Birleşmiş Milletler (BM) ve G-7 ülkeleriyle iş birliğinin geliştirilmesi, bölgesel seviyede ise Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), Güneydoğu Asya Uluslar Birliği (ASEAN), Afrika Birliği (AU) gibi örgütlerle sıkı iş birliğinin sağlanması, Avrupa Barış Kurumu aracılığıyla ortaklara askeri yardımın sağlanması öne çıkıyor.

NATO ve ABD ile ilişkilere verilen önem arttı

Fransa'nın dönem başkanlığında kabul edilen Pusula metni, Birliğin NATO ve Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ile ilişkilerine özel bir önem atfetmeyi ihmal etmiyor. AB'nin stratejik ortamını değerlendiren ve bu hedeflere ulaşabilmek için belirli bir zaman çizelgesini de içeren Pusula'nın ibresinin ekseriyetle ABD ve NATO'yu gösterdiğini söylemek yanlış olmayacaktır.

AB, Stratejik Pusula'da sergilediği tutumla Türkiye'nin egemenlik haklarını görmezden geliyor.

Zira Birliğin ABD'ye güveni ve NATO'dan ayrılık teşkil etmeyecek şekilde güvenlik ve savunma yapılanması oluşturacağı üzerinde ısrarla duruluyor. Bu noktada AB'nin şanssızlığının, kendi güvenliğini sağlamada üyeleri dışındaki ülkelere daha bağlı olduğunu, Rusya-Ukrayna Savaşı'nı akılda tutarak bir kez daha hatırlamak gerekiyor. Bir başka ifadeyle, sadece AB içinde güvende olmak yetmiyor; Rusya, Ukrayna ve Türkiye gibi Avrupa güvenliği için stratejik ülkelerin de istikrarlı ve barış içinde olması gerekiyor. Diğer yandan Balkanlar'daki suların durulması, Afrika'daki başarısız devletlerin istikrara kavuşması, uluslararası düzensiz göçün ve sonuçlarının kontrol altına alınması, siber tehditlerin üstesinden gelinmesi ve elbette Birlik içinde savunma ve güvenlik alanında ortak bir dilin oluşturulabilmesi icap ediyor.

Stratejik Pusula'nın, AB üyeleri için güvenlik çıkarlarını tanımlamada ilk defa ortak bir konsept ortaya koyması, AB açısından ümit verici olabilir. Ayrıca Rusya-Ukrayna Savaşı'nın, Pusula'nın uygulanabilirliğini hızlandıracağına yönelik "destek" vereceği de düşünülebilir. Ancak unutulmamalı ki 1990'larda Balkanlar'da yaşanan savaşlar nedeniyle ortak bir güvenlik ve savunma kimliği teşkil etmeye çalışan Birlik, bu konuda çok da ileri gidememişti.

Ortak Dış, Güvenlik ve Savunma politikaları, Birliğin oybirliğiyle kararlaştırılan alanında kaldığı sürece de AB'den söz konusu meselelerde çok büyük performanslar beklemek akılcı görünmüyor. Stratejik Pusula'da ifade edildiği gibi gönüllü veya isteğe bağlı olarak kurulacak mekanizmaların ne kadar işlevsel olacağı tartışılır. Şimdiden 5 bin kişilik Acil Müdahale Gücü'nün çekirdek personelini Almanya'nın sağlayacak olmasıyla ilgili tartışmalar mevcut. Üstelik AB kendi güvenliği ve savunması hususunda hep yaptığı bir hatayı bu kez de tekrar ediyor ve Pusula'da Türkiye'ye yönelik ifadelerle bu hatanın altını çizmiş oluyor.

Türkiye ile ilişkiler

AB Stratejik Pusula belgesinde iki yerde -Birliğin stratejik çevresinin tarif edildiği ilk bölümünde ve iş birliklerinin tanımlandığı beşinci kısmında- doğrudan Türkiye'den bahsediliyor. Ancak iki bölümde de Türkiye'nin adaylık statüsüne sahip bir ülke değil, stratejik partner olarak değerlendirilmesi, gerek AB-Türkiye ilişkileri gerekse AB güvenliği açısından dikkat çekici.

Belgede, Türkiye hakkında dikkat çeken diğer bir husus, AB'nin taleplerine cevap verildiği ölçüde ikili ilişkilerin ilerletilebileceği mesajının verilmesi, aksi takdirde iş birliğinin gerçekleşmeyeceğinin ifade edilmesidir. Uluslararası ilişkilerde yeniden realizmin yükseldiği günümüzde, AB'nin kendi çıkarlarını önceleyen tutumu elbette yadırganacak bir durum değil.

Ancak dünya siyasetinde etkin bir güvenlik ve savunma aktörü olmak isteyen AB'nin kendi çıkarlarını gerçekleştirme hususunda Türkiye'nin yerini layıkıyla teslim edememesini "stratejik bir körlük" şeklinde analiz etmek yanlış olmayacaktır. Özellikle Doğu Akdeniz'de yaşanan gerginlikte Türkiye'yi uluslararası hukuka aykırı hareket etmekle ve AB üyesi ülkelerin egemenlik haklarını çiğnemekle suçlayan AB, Stratejik Pusula'da sergilediği tutumla Türkiye'nin egemenlik haklarını görmezden geliyor. Belgenin genelinde NATO'nun, Avrupa'nın temel savunma örgütü olduğunun ve NATO ile iş birliğinin vurgulanmasına rağmen Türkiye'nin bir NATO üyesi olmasının da hak ettiği değeri görmediği anlaşılıyor.

Sonuç olarak, AB'nin uzun süren uğraşlardan sonra güvenlik ve savunma alanında böyle bir ortak konsept açıklayabilmesi, ortak hedeflere ulaşmada birlikte hareket etme mekanizmalarını geliştirecek yol haritasını çıkarması şüphesiz AB'nin geleceği açısından değer arz ediyor. Ancak AB'nin güvenlik ve savunmada uluslararası siyasette kayda değer bir güç, etkili bir aktör olması için Stratejik Pusula'nın kabul edilmesi yeterli değil, uygulamasının da gerçekleşmesi önem taşıyor.

Esasen kağıt üzerinde ortak güvenlik ve savunma konusunda bir çok enstrümana sahip olan AB'nin şimdiye kadar bunları hayata geçirmesi (ve NATO dışında ayrı bir etkinlik göstermesi) mümkün ol(a)madı. Bu bağlamda AB'nin ilgili konularda içerideki karar alma sürecini pratikte hayata geçirebilmesinin yanı sıra, dışarıda Türkiye gibi partnerleriyle iş birliğinde doğru kanalları bulma başarısını gösterip gösteremeyeceği, Stratejik Pusula'nın gidişatını belirleyecektir.

[Dr. Nurgül Bekar, Ufuk Üniversitesi İİBF, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü]

* Makalelerdeki fikirler yazarına aittir ve Anadolu Ajansının editöryal politikasını yansıtmayabilir.

YORUM EKLE
SIRADAKİ HABER

banner6