banner16

Orban'ın o hesabı tutmadı
Sığınmacı girişini engellemek için, Sırbistan ve Hırvatistan ile ortak sınırlarına jiletli tel örgü çekip, Vişegrad Grubu Ülkeleri (Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya ve Macaristan) ile birlikte sınıra binlerce asker ve polis sevk eden Macaristan, AB'nin sığınmacı krizine çözüm olarak sunduğu kota sistemini kabul etmeyip referanduma götürdü.

Referandumda halka, "AB'nin, Macar vatandaşı olmayan kişileri, Ulusal Meclisin onayı olmadan Macaristan'a yerleştirmesine karar vermesini kabul ediyor musunuz?" sorusu soruldu.
Sığınmacıların 'Avrupa'ya terör taşıdığı', 'Hristiyanlık değerlerini tehdit ettiği' gibi argümanlar kullanarak sığınmacı krizini çözmeyi planlayan kota sistemine karşı çıkan Macaristan Başbakanı Viktor Orban, sığınmacıları neden kabul etmek istemediklerini yaptığı konuşmalarda şu şekilde açıklamıştı:

''Macaristan, başkalarının izlediği yanlış sığınmacı politikasının acı meyvelerini kendisine dayatmalarına izin vermeyecek. Suçu, terörizmi, eşcinsellik korkusunu, Yahudi düşmanlığını Macaristan'a ithal etmek istemiyoruz. Macaristan'da hukuk dışı şehir bölgeleri olmayacak. Çeteler, eşlerimize ve kızlarımıza saldırmayacak''

Macaristan'ın değişmesini istemiyoruz. Macaristan'ın hem etnik hem de din açısından aynı kalmasını istiyoruz", ''Müslüman sayısı her geçen gün daha da artacak. Avrupa tanınmaz hale gelecek''

180 milyon TL'lik harcamaya rağmen düşük katılım

24 Şubat'ta sığınmacı kotasını referanduma götüreceklerini çünkü kota uygulamasının Macaristan ile Avrupa'nın etnik, kültürel ve dini görünümünü yeniden şekillendireceğini ve bunu kabul etmediklerini belirten Orban, "Macaristan hükümetine göre buna hiçbir Avrupa biriminin karar verme yetkisi yok. Şu ana kadar hiç kimse Avrupalılara zorunlu kotayı istiyorlar mı diye sormuş değil. İnsanlara sormadan böyle bir karar almak gücü suistimal etmektir" şeklinde konuşmuştu.

Ana muhalefetteki Macaristan Sosyalist Partisi'nin (MSZP) yanı sıra birçok muhalefet partisinin boykot ettiği referandumda hükümet partisi Fidesz ve muhalefetteki Jobbik, seçmenlerine, ''Hayır'' oyu kullanması çağrısı yaptı. 8 milyon seçmenin olduğu ülkede 3 milyon seçmen geçerli oy kullandı. Macar hükümeti, her ne kadar halk oylamasında halkın yüzde 98'inin ''Hayır'' oyu verdiğine dikkat çekerek bunu başarı olarak değerlendirmeye çalışsa da, 180 milyon TL (17 milyar HUF) harcama yapılan referandumun yüzde 50 altında kalarak geçersiz olduğu gerçeğini göz önünde tutmak gerekir. Başbakanın, 24 Şubat'ta aldığı referandum kararının aslında kotayı savunan ülkelere karşı elini zayıflattığı değerlendirmesi yapılabilir.

Referandum öncesi yapılan araştırmalar, Macar halkının yaklaşık yüzde 80'inin sığınmacıların Macaristan'a gelmesini kabul etmediğini gösteriyordu. Seçime katılımın yüzde 40'ta kalarak geçersiz olması ise Orban'ın sığınmacı krizini kullanarak kendi gücünü pekiştirmeye çalıştığını ancak Macar halkının buna karşı çıktığını ortaya koydu.

Seçimlerde alınan yüzde 98'lik 'Hayır' oy oranının Fidesz ve Jobbik'in oy oranına yakın olduğu da göz önünde tutulmalı. Aslında Macarlar bu seçimle, Macaristan hükümetinin tüm sorunları sığınmacılar üzerinden kapatmaya çalışmasını kabul etmediğini göstermiş oldu.

Düşük katılım benzer girişimleri sonuçsuz bırakabilir

Macar hükümeti, AB üye ülkeleri arasında ilk olarak Macaristan'da düzenlenen sığınmacı referandumunun başarıya ulaşıp, kotaya karşı çıkan diğer üyelerin de bunu örnek alıp kendi ülkelerinde düzenleyeceklerini öngörüyordu. Ancak tüm politikasını sığınmacı karşıtlığı üzerine kurmuş Macar hükümetinin bile bu konuda yüzde yüz bir başarıya ulaşamamış olması, kotaya karşı çıkan diğer ülkelerde benzer adımlar atılmasına engel teşkil edebilir.

Sığınmacı krizinin başlangıcından bu yana Başbakan Orban başta olmak üzere bir çok Fidesz ve KDNP milletvekili, sığınmacıları teröristlerle aynı kefeye koyma çabaları, referandum kampanyasında da kendini gösterdi. Ülkenin dört bir yanında yer alan kampanyada 'Biliyor musunuz? Paris saldırısını sığınmacılar yaptı.', 'Biliyor musunuz? Sığınmacı krizinin başlangıcından beri Avrupa'da 300'den fazla kişi terör saldırılarında hayatını kaybetti.', 'Biliyor musunuz? Sığınmacı krizinin başlangıcından beri Avrupa'da kadınlara karşı tacizler olağanüstü artış gösterdi' gibi provokatif ve tüm sığınmacıları suçlayıcı bir dille hazırlanan afişlerle halkta gerçek dışı bir korku yaratılmaya çalışıldığı ama Macar halkının bu afişlere itibar etmediği sonucu çıkarılabilir.

Sığınmacı karşıtı politika İslamofobiyi tetikliyor

Hükümetin referandum kampanyasındaki sığınmacı karşıtı tutumunun ülkede İslamofobiyi de tetiklediği belirtiliyor. Macaristan İslam Cemiyeti Başkanı Zoltan Bolek, Macaristan'da İslamofobinin artmaya başladığını, halk oylamasıyla bağlantılı kampanyanın da İslamofobiyi körüklediğinin altını çizerek referandum ile ilgili şunları ifade etti:

"Macaristan'da sığınmacı krizine kadarki dönemde Müslümanlar rahat bir şekilde yaşıyorlardı. Son dönemde başlatılan yasa dışı göç karşıtı propaganda ve pazar günü düzenlenen halk oylaması ile ilgili kampanya, ülkede İslamofobiyi arttırdı. İnsanlar, yasa dışı göçü, İslam'ı ve terörizmi bir arada zikrediyor. Neredeyse her gün tehditler alıyoruz. Macar İslam Cemiyeti Başkanı olarak Başbakan Viktor Orban'a geçen hafta bir mektup yazdım. Başbakan'dan, Macar halkına Müslümanların terörist olmadığını, ayrıca düzenledikleri kampanyanın dilini değiştirmelerini ve bu halk oylamasının Müslümanlara karşı düzenlenmediğini söylemesini talep ettim."

Öte yandan Başbakan Viktor Orban'ın, referandumun yüzde 50'nin altında kalarak geçersiz olmasına rağmen sanki referandumun geçerli olmuş gibi, ''Bugün insanların beyan ettikleri düşüncelerini açıklamamız ve anayasamıza da kaydetmemiz gerekli.'' açıklamasını yapması ve gerekli anayasal düzenlemeleri hayata geçireceklerini söylemesi muhalefet tarafından tepkiyle karşılanıyor.

Bin 294 sığınmacı için referandum

Avrupa Birliği'nin 160 bin sığınmacıyı üye ülkeler arasında belirli kotalarla dağıtma planına göre, sadece bin 294 sığınmacı kabul etmesi gereken Macaristan'da hükümet, 24 Şubat'ta referandum kararı almış, "Avrupa Birliği'nin, Macar vatandaşı olmayan kişileri, Ulusal Meclisin onayı olmadan Macaristan'a yerleştirmesine karar vermesini kabul ediyor musunuz?" sorusunun yöneltileceğini açıklamıştı.

Geçen yıl sığınmacıların Batı Avrupa'ya geçmek için en önemli duraklarından biri olan Macaristan, sığınmacı akınını durdurmak için Sırbistan ve Hırvatistan sınırlarına jiletli tel örgü çekmiş, sınır bölgelerinde olağanüstü hal ilan ederek yasa dışı geçişler için uygulanan cezaları artırma yoluna gitmişti.

Macaristan, sığınmacılara karşı alınan önlemler kapsamında Vişegrad Grubu'ndaki ortakları Çek Cumhuriyeti, Polonya ve Slovakya'nın desteğiyle sınırlarına asker ve polis takviyesi yapmıştı. Macar hükümeti, sığınmacı krizi çerçevesinde Balkan ülkelerinde yaşanan belirsizlik dolayısıyla 9 Mart'ta sınırlardaki güvenlik önlemlerini artırıp ülke genelinde olağanüstü hal ilan etmişti.

Macaristan, 3 Nisan'da sığınmacı girişini engellemek için Sırbistan sınırındaki Bacs-Kiskun ve Csongrad bölgeleri arasında yer alan, çeşitli su yolu ve sazlıklar dolayısıyla yürüyerek geçilmesi zor Kelebia'da da tel örgü çekmeye başlamıştı. Macar hükümeti, son olarak 5 Temmuz'da aldığı karar ile Sırbistan ve Hırvatistan sınırı boyunca "derin sınır kontrolü" sistemini yürürlüğe koymuş, sınır bölgesindeki 8 kilometre içinde yakalanan sığınmacıların en yakın tel örgüde bulunan kapıya götürüleceğini açıklamıştı.
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner8

banner7